Comments Off

“Bence,” dedi Tehanu yumuşak, garip sesiyle, “öldüğüm zaman ben, beni var eden nefesi geri teneffüs edeceğim. Yapmadığım şeyleri dünyaya iade edebileceğim. Olmuş olabileceğim ve olamadığım şeyleri. Yapamadığım bütün seçimleri. Kaybettiğim, harcadığım, savurduğum her şeyi. Tüm bunları dünyaya geri verebileceğim. Henüz yaşamamış olan yaşamlara. Bu bana yaşadığım hayatı, sevdiğim sevgiyi, aldığım nefesi veren dünyaya hediyem olacak.” [...]

Continue reading...

Comments Off

Gary Moore gibi bir adamın geldiğine inanıyorum da (Albümleri var, soloları var, şarkıları var, vs.) gittiğine hala inanamıyorum. Gary Moore bile öldüyse bize neler olmaz?…

Continue reading...

Comments Off

İstanbul’daki kumruların İzmir’den çok farklı bir şekilde öttüğünü bilmiyordum, her sabah tecrübe ederek öğrendim. İzmir’dekiler bizim “gu guuuk guk”, ya da hikayeye göre “yu suuuf çuk” diye anladığımız şekilde ötüyor. İstanbul kumruları bildiğin manyaklaşmış, burada tarif edilebilecek gibi deği. Çok zorlarsak ağır başlı bir hindi sesi gibi diyebilirim. Üstelik detoneler, ve kromatik bir gamı dolaşıyorlar! [...]

Continue reading...

Comments Off

Ben gönderdim. İnanmıyorsanız tıklayın : http://stardust.jpl.nasa.gov/overview/microchip/names2p2.html (Ctrl + F candır) Kıskanmak yok. 1998 yılında NASA Stardust projesi ile bir kuyruklu yıldıza (Comet Wild 2 – pronounced “Vilt 2″ ) bir sonda gönderdi ve sonda 2006 yılında dünyaya geri döndü. Sonda kuyruklu yıldıza inmedi ama kuyruğundan gelen parçacıkları toplayarak geri döndü.  NASA bu uzay aracına, içine [...]

Continue reading...

Comments Off

Bunları yazmaya başladığımda Taksim Gezi Parkı olaylarının 15. günüydü. Sabah molotof kokteylli açılışın öğleden sonra geç brunch’a akşam da 5 çayına dönüşmesi kaçınılmazdı. Orada değildim ama yaşananlar malum. Hükümet bunun işaretini 74 avukatı göz altına alarak zaten vermişti. Ama sanırım insanları ters köşeye yatıran vali oldu, twitter’dan “ben sizin babanızım” mesajları veren vali, aynı zamanda [...]

Continue reading...

Comments Off

Yer Manzara Kahve, hani şu eski yoldan Çeşme’ye giderken yol üstündeki, sakil, naif, gerçek köy kahvesi. Güzel iki gölete bakar, hoş geçmişte onlar var mıydı, ne zaman var oldular o da ayrı konu ya… Çocukluğumun güzel bir hatırasıdır orası. Geçtiğimiz Pazar günü abik (ağabeyim olur, öyle derim ben ona) sabahın köründe arayıp, hadi kalk Çeşme’ye [...]

Continue reading...

Comments Off

- “İçimdeki acı hala canımı yakıyor”, dedi yaşlı kadın. – “O kadar mı?”, dedim. Evet, hala dedi. Sustu biraz. Sessizlik uzunca bir süre tısladı. – “Bazen hatırlamıyorum, küçük anlık bir hevesin, bir anlık bir neşenin ardına takılmış buluyorum kendimi… Gülüyorum, gözlerim mat olsada. Ama aşkın ışıltısı mattır zaten. Parlayan gözler aşkin değil, şevhetin varlıgına işarettir, [...]

Continue reading...

Comments Off

“Bilmiyorum, her şeyin illa da bir amacı olacak diye bir şey yok, sanki evren bir makineymiş de her parçasının faydalı bir işlevi varmış gibi konuşuyorsunuz siz de. Madem öyle, bir galaksinin işlevi nedir? Hayatımızın bir amacı olup olmadığını bilmiyorum, bunun bir önemi olduğunu da sanmıyorum açıkçası. Asıl önemli olan, bütünün içinde bir parça olmamız. Bir [...]

Continue reading...

Comments Off

Ama hemen değil. Blog modasının iyice sona ermesini bekliyorum. Popüler işlerin adamı değilim ben, bilenler bilir.

Continue reading...